Avrupa ESG Düzenlemelerinde 2026 Beklentileri
Aralık 2025, ESG uyum ekosisteminde düzenleyici tasarımdan pratik uygulamaya geçiş açısından kritik bir dönüm noktası oldu.
Aralık 2025, ESG uyum ekosisteminde düzenleyici tasarımdan pratik uygulamaya geçiş açısından kritik bir dönüm noktası oldu.
Günümüzde iş dünyasındaki paydaşlar, şirketlerden ESG etkileri konusunda giderek daha fazla şeffaflık talep ediyor. Bu durum, kuruluşlar genelinde giderek yaygınlaşan ve parçalı yapıya sahip olan ESG verilerinden yararlanma gerekliliğini de beraberinde getiriyor.
Yakın zamana kadar uyum çalışmaları kapsamında görülen Önceliklendirme Değerlendirmesi, günümüzde regülasyon gereklilikleri, artan paydaş beklentileri ve uzun vadeli değer yaratımı arasında yol alan şirketler için stratejik bir yönetim aracına dönüşmüştür. Bu yaklaşım, şirketlerin performans ve itibarları üzerinde en yüksek etkiye sahip ESG konularına odaklanmalarını sağlamaktadır.
Avrupa Birliği, şirketler üzerindeki düzenleyici ve idari yükü azaltmayı amaçlayan ilk “Omnibus” sadeleştirme paketi kapsamında, sürdürülebilirlik raporlaması ve kurumsal durum tespiti kurallarına ilişkin geçici uzlaşmayı kabul etti. Uzlaşma, Avrupa Parlamentosu ile AB üye devletleri arasında varıldı ve Parlamento tarafından geniş bir çoğunlukla onaylandı.
Küresel değer zincirlerinin kıtaları aştığı ve birçok paydaşı kapsadığı bir dünyada, tedarik zincirlerinin sürdürülebilirliği modern işletmelerin karşılaştığı en önemli konulardan biri hâline gelmiştir. Çevresel bozulma ve emek sömürüsünden, karbon yoğun lojistik faaliyetlere ve şeffaf olmayan tedarik uygulamalarına kadar tedarik zincirleri, çoğu zaman bir şirketin en önemli ESG (çevresel, sosyal ve kurumsal yönetim) risk veya fırsatlarının bulunduğu yerdir.
Son yirmi yılda sürdürülebilirlik söylemi hem kamuoyunda hem de şirket stratejilerinde giderek daha fazla yer buldu. Bu durum, işletmeler üzerinde çevresel ve sosyal sorumluluklarını kanıtlama yönünde artan bir baskı oluşturdu. Bu bağlamda, beklentilere yanıt veriyor gibi görünen ancak sürdürülebilir dönüşümün özünü zedeleyen Yeşil Aklama kavramı ortaya çıktı.
Karbon emisyon raporlaması, kuruluşların sera gazı (GHG) emisyonlarını ölçümlediği, belgelediği ve açıkladığı yapılandırılmış bir süreçtir. İklim değişikliğini azaltmaya yönelik küresel çabaların önemli bir unsuru olan bu uygulama, işletmenin çevresel etkilerini şeffaf bir şekilde ortaya koyar ve paydaşların farklı sektörlerdeki performansları değerlendirmesine ve karşılaştırmasına olanak tanır.
İklim değişikliğinin gezegenimizi ve insan faaliyetlerini küresel ölçekte ciddi şekilde etkilemesiyle sera gazı (GHG) emisyonlarını anlamak ve azaltmak bireyler ve özellikle kurumlar açısından zorunlu hale gelmiştir. Bu hedefe ulaşmada ise farklı faaliyetlerin ürettiği sera gazı miktarını ölçmek üzere tasarlanan GHG emisyon hesaplayıcıları stratejik bir araç niteliği kazanmıştır.
Dünya genelinde şirketler, çevresel, sosyal ve yönetişim (Environmental, Social and Governance – ESG) ilkelerinin iş stratejilerinin kenarından merkezine kaydığı kritik bir dönüşüm sürecinden geçmektedir. Bu dönüşümün temelinde; düzenleyici çerçevelerdeki güncellemeler, yatırımcı taleplerindeki değişim, artan piyasa baskıları ve sivil toplum ile tüketicilerden gelen hesap verebilirlik beklentileri yer almaktadır.
Avrupa Birliği (AB) Resmi Gazetesi’nde Temmuz 2024’te yayımlanan ve 25 Temmuz 2024 itibarıyla yürürlüğe giren Kurumsal Sürdürülebilirlik Durum Tespiti Direktifi (CSDDD), Avrupa pazarında faaliyet gösteren ya da bu pazarda iş yapan şirketlerin insan hakları, çevresel sorumluluk ve iklimle bağlantılı risklere yaklaşımlarını köklü biçimde dönüştürmeyi hedeflemektedir.